| « HashTable nedir ? | Sandcastle Çıktı » |
bir yazılımcı işe almak
muhtemelen dünyadaki en zor kararlardan biri. (en azından benim için böyle).

gazetelerin IK (insan kaynakları) eklerindeki reklamlara baktığınızda biraz yazılım dünyasının içindeyseniz reklamların karikatür dergilerinden alıntı yapılmış kadar komik olanları ile karşılaşabilirsiniz.
Follow up:
diğer bir çok meslekle karşılaştırıldığı zaman yapılan bir hatanın maliyeti yazılımcılar için daima en pahalısıdır. bu yüzden yazılımcı işe alırken kesin bir kural vardır.
en ufak soru işareti varsa alma
bu oldukça acımazsız olabilir ancak bu yazılımcıların doğasıyla alakalı bir sorundur.
yazılımcılar;
1. genellikle asosyal ve geçimsizdirler.
2. ortalamada cv'lerinde yazanların %25'i yalandır.
3. maaşları yüksek olduğu için maliyetleri de yüksektir.
4. yazı yazmayı sevmez.
5. en iyisini bile alsanız eğitim vermeniz gereklidir.
6. başka birinin yazdığı kodu okumaz/düzeltmez/beğenmez bu yüzden her zaman baştan tekrar yazma eğilimlidir.
bu yüzden işe alım sırasında her ne iş için alıyor olursanız olun mutlaka bazı testler yapmanız gerekir.
Sosyallik
öncelikle bir yazılımcı grubunda çalışacak ise huyunu suyunu ölçecek testler yapıp takım ile birlikte çalışabileceğinden emin olmalısınız.
her ne kadar kurumsal bir şirket olsanız bile öncelikle sosyal varsayabileceğiniz tiplerden kaçınmalısınız aksi halde 9'da işe gelip 6'da çıkan ve yeterince konsantre olmadan iş yapan birini işe almış olursunuz. (bizde memur denir bu tiplere)
konsantrasyon problemi çeken yazılımların maliyeti diğerlerinden çok daha fazladır, genellikle yaptıkları işler sürekli olarak gecikir ve yaptığı hataları aylar sonra ancak farkedebilirsiniz.
genellikle iyi giyinimli (presentable diyor bazıları), erken evlenmiş ve iyi veya paralı üniversitelerin bilgisayar bölümlerinden yeni mezundurlar. (daha sonra başka bir mesleğe geçiş yaptıkları için eski mezunlar bu kategoriye girmez)
bu konunun ne kadar önemli olduğunu anlatmak için bazı büyük firmalarda yazılımcılar için asosyallik testi bulunduğunu söylemem yeterlidir sanırım.
kendini geliştirip bu işte devam etmek isteyen yazılımcılar içinde sosyallik şartı aranan şirketlerden (kola kravat iş ortamından kolaylıkla anlaşılabilir) kaçınmasını tavsiye ederim.
Deneme Süresi
yeni işe aldığınız birisi için mutlaka kendi belirleyeceğiniz bir süre (birim olarak ay) deneme süresi koyun. bu süre içerisinde yeterli performansı göremediğinizde duygusal davranmayıp mutlaka yollarınızı ayırın.
maaş konusunda bu deneme süresi içerisinde normalin %75'i kadar maaş önerin ve deneme süresi bittiğinde kalan %25'i zam olarak verin. bu hem yazılımcının motivasyonunu yükseltecek ve şirketinize bağlılığı artacaktır hemde olası bir negatif durumda maliyetlerinizi düşürecektir.
asla ama asla şirketinize var olan yazılımcılarınızın aldığından daha yüksek bir maaşla yaptığınız işte deneyimsiz yeni birini almayın. bu yükselen homurtular duymanıza ve bu homurtuları duymazdan geldiğinizde özenerek seçtiğiniz elemanlarınızın ayrılmasına neden olur.
Yazmaktan Nefret Etmek

yazılımcıların ortak bir huylarıda her ne kadar işleri "yazmak" olsada klasik anlamdaki dokümantasyondan nefret etmeleridir.
Türkiye'deki yazılımcılarda genel olarak yazma ve okuma alışkanlığı okul dönemi ile biter ve kendilerini kod yazmaya adarlar. bu yüzden alacağınız yazılımcının muhtemelen bu tür bir alışkanlığı olmayacağından bu konuda herhangi bir şart koyamayabilirsiniz. ancak geceleri arge merakı olan yazılımcılar bu konuya eğilimlidir.
yazı yazma alışkanlığı olmayanları bu işe alıştırmak için yaptığı işle alakalı dokümantasyonu (her ne olursa olsun) ve şirket içi blog'ları zorunlu kılarak sağlayabilirsiniz. bu işlere ayrılan zamanı asla kısmayın, her bir dakikası size geri dönecektir.
yazılımcınız her ne pozisyonda olursa olsun dokümantasyonu hem kod içinde hemde dış ortamda zorunlu kılın. yani dokümantasyonun yarısı kod içindeki commentler'le yarısıda MS Word, HTML gibi başka ortamlarda bulunsun.
dış ortamdaki dokümanları kullanım klavuzu tarzında "XXX component'i hakkında" benzeri başlıklarla konuya özgü olarak hazırlayın. Böylece commentlerdeki eksik kalan genel bilgi bu dokümanlarda oluşacaktır. yeni işe aldığınız yazılımcılarda genel bilgi sahibi olmadan bir anda kendilerini kodların içinde bulmazlar.
son olarak dokümantasyon işini genel yazılım mühendisliğinde geçen case study, UML diagram gibi yazılım geyiklemeleri ile karıştırmayın. dokümantasyonu yapılmayan her kod satırı aleyhinize olacaktır.
Teknik Yeterlilik

iş görüşmesi sırasında hangi diplomalara yada sertifikalara sahip olursa olsun mutlaka teknik sınav yapın. ve sorular içinde teorik ve pratik sorular mutlaka olsun.
teorik sorular için bulmaca, tasarım, mimari içerikli sorularla hayal gücünü sınayabilirsiniz. hayalgücü geniş bir yazılımcı her zaman en iyisidir.
örneğin;
* geceyarısı gölün ortasındaki bir kayıkta suya bir kaya atarsam, su seviyesi yükselirmi alçalırmı ?
* google ile altavista arasındaki fark nedir ?
* internette eksik olan nedir ?
* object oriented dvd player tasarlayabilirmisin v.s.
işe alacağınız kişinin vereceği cevapların doğru veya yanlış olması çok da önemli değildir, önemli olan hayal gücünün nasıl çalıştığıdır.
pratik sorular ile teknik bilgisini ölçün, örneğin bir beyaz tahta üzerinde fonksiyonu yazmasını isteyin. asla bilgisayar üzerinde bu testleri yapmayın, böylece yardım almadan ne kadar yapabileceğini ölçersiniz. sorduğunuz sorular geliştirme yaptığınız platform ile veya şirket içinde kullandığınız programlama dili ile alakalı olmak zorunda değildir.
örneğin;
* "3462" string'ini integer değere çeviren fonksiyon
* asal sayıları bulan fonksiyon
bu tür sorular için google'da Microsoft Interview Questions" diye aratırsanız esinlenebileceğiniz soruları bulabilirsiniz.
alacağınız cevapların %100 doğru olması önemli değildir, neyi ne kadar yapabildiğini ölçmüş olursunuz.
son olarak
yaptığınız görüşme sonunda kafanızda soru işaretleri varsa mutlaka gidermeye çalışın, görüşme bittiğinde halen tereddüt ediyorsanız başka bir aday için görüşme ayarlamanız sizin için en iyisidir.
EDIT : gelen yorumlar üzerine bu yazının devamı için tıklayınız
8 comments
Sorum şu: Yazılım firmaları,yada yazılıma ihtiyaç duyan şirketler, nedendir ki işi işte kapsın mantığı ile yaklaşmıyor? (sıfırdan bir eğitimden bahsetmiyorum)
Daha açık konuşacak olursam, Bilgisayar Programcılığı okudum,Netron bilişim akedemesinde SDS ve MCPD eğitimi almaktayım ve eğitimim aralıkta son bulmak üzere,şuan için yayınlanmasada siz bu yazıyı okudugunuz vakitlerde yazgelistirde yayınlanacak olan bir çok makalem varken,gittiğim bir çok iş görüşmesinde neden işe alınmıyorum ve bu gittiğim iş görüşmelerinde ısrarla işi işte öğrenme mantalitesini altını çizerek söylememe rağmen kabül görmüyorum.Benim illa yalan mı söylemem lazım, herşeyi biliyorum mu demem lazım, bana bunları bunları biliyor musunuz diyorlar, evet biliyorum diyorum ancak, büyük projelerde bu söylediğiniz şeyleri kullanmadım, bizede kursta bu saydıklarınızı tadımlık gösteriyorlar lezzetini bilmiyorum madabında sözler sarfederken, acaba kafalarında, bunu nasıl çabuk postalarda, sıradaki yazılımcıyı alırım diye mi düşünüyorlar.Açıkcası ben çok merak ediyorum.
İnşallah sorularımı yanıtlarda artılarımı eksilerimi görürüm..
Mülakat yapmayı bilmeyen firmalar olduğu da çok doğru ve sanırım diğer arkadaşlar bu tarz firmalara denk geldikleri için tepkililer.
Örnek: Ülkemizin sözüm ona büyük yazılım firmalarından birisi (sanırım 50'den fazla bilgisayar mühendisi çalışıyor), başvuru yapmadığım ve halen çalışır durumda olduğum halde beni 1 ay içinde 4-5 defa arayıp ısrarla gelin görüşelim diye aramıştı bu yaz başında.
Hata 1: Telefonda saçma bir şekilde maaş beklentim soruldu. Bu konuyu telefonda konuşmayalım dememe rağmen rakam istediler ben de o anda çalıştığım firmada aldığım ücreti belirterek iş değiştirmem için %30 oranında bir artış olması gerekeceğini belirttim kibarca.
Randevu alabilmek için 3-4 kez daha aradılar, sonunda bir cumartesi günü gittim. Merhaba nasılsınız diyaloğundan sonra verdiler elime 8-10 sayfalık bir kağıt. Mülakat formuymuş :) Üniversite finallerindeki sınavlara benzer sorular...
Kağıdı geri verip bu şekilde beni değil, hiçkimseyi sınayamazsınız deyip nazikçe çıkıştım.
Kem küm edip yüzyüze görüşme için toplantı odasına aldılar. Birkaç temel konuşmadan sonra konu maaşa geldi. Günün gafını edip bana telefonda konuştuğumuz ve gelin görüşelim dedikleri rakamın altında bir rakama çalışıp çalışamayacağımı sordular. Teşekkür edip maaş beklentimin üzerine bile çıksanız şu andan sonra sizinle çalışmayı düşünmüyorum deyip nazikçe ayrıldım oradan...
Şu anda çalıştığım işyeri ise bu olaydan 3-4 ay sonra beni aradı. 30 dakikalık bir görüşmeden sonra, beni eski işyerimdekiyle hemen hemen aynı bir maaşla çalışmaya ikna ettiler. ve bana yarın gel başla dendi. 1 ay sonra başlayabilirim, hemen işi bırakamam dediğimde ona da okey dendi.
Bu arada benim söylediğim tek cümle şuydu : Ben yazılımcıyım ve bu işi seviyorum.
6 ay oldu bu işyerinde ve çok memnunum...
Yazılımcılık müzik gibidir. Platform ya da programlama dili öğrenmek müzik aleti çalmayı öğrenmek gibidir. Ama yazılımcı olmak beste yapabilmektir. Beste olmadan hiçbirşey çalamazsınız. ve beste yapabiliyorsanız elinize bir darbuka verseler yeter :)
Ve yazılım firması sahiplerine bir taviyse: Darbuka ile beste yapan biri, her zaman piyano ile başkasının bestesini çalandan daha verimlidir.
Yazılımcıyım diyenlere bir not: Eğer beste yapmaya çalışmaktan sıkılmıyorsunuz siz bu iş için yaratıldınız. Ama durum tam tersi ise en kısa sürede kariyerinizi yeniden düşünün. Çünkü bir ömür bu şekilde geçmez...
Sosyal olup da çok iyi bir yazılımcı olan birini ben daha tanımadım. En azından uzmanlaşmadan önce.
Başkalarının yazdıkları kodu çözmeye çalışmamamız yada beğenmememizin sebebi ise, çoğu kişi bir program yazarken kodları öyle bir yazıyor ki kendisi bile 1 ay sonra baksa anlayamaz. Bizden anlamamız hiç beklenemez...
Deneyime gelince, her iş yeri deneyimli yazılımcı alsa sonunda işe alınacak "yazılımcı" diye biri kalmaz. yazılımcı çok ama tamamı "DENEYİMSİZ" olacak. Tabii ki sıfırdan birini yetiştirmek zor hatta imkansız gibi gözükebilir. Ama o konuda bilgisi olan birini alıp kendi çalışma şekline göre yetiştirmeyi kimsenin düşündüğü yok.
Bir yazılımcıyı işe alacaksan önce ne bildiğini ve ne kadar bildiğini sorarsın. Sonrada kendi çapında o konu ile ilgili bilgisi olan birinin yada standart olan bir kaç soru sorarsın.
İş yerindeki uyuma gelince... Kendiniz de söylediniz zaten ASOSYAL diye. Biri ona bir şey demedikçe yada işine karışılmadıkça hiç kimseye bir zararı dokunmaz... Yeter ki neyi, nerede, ne zaman ve nasıl isteyeceğinizi bilin...
Ben bu soruya elimden geldiğince dürüst ve kibar bir şekilde cevap vermeye çalıştım. Ama 1 yıl gibi bir sürede ekonomik olarak iş görüşmesine bile gidecek yol parasını bulamıyacak duruma düşebiliyorsunuz. Tercih yapmaya değil iş bulmaya geldim desem. sizce ne kadar etkili olur.
Deneyim hususundaki düşüncem şudur. hiç kimse üniversiteden deneyimle mezun olmaz. deneyimli adam da ağaç dalında yetişmez. Eğer hiçkimse insanlara bir başlangıç için ufakta olsa bir fırsat vermezse insanlar yıllarca emek verdikleri kafa patlattıkları mesleklerinden vaz geçmek zorunda kalırlar. Tabi bu sözlerim zaten yüksek maaşıyla işinde çalışan ve ekonomik olarak zorluk nedir görmemiş olan ve muhtemelen meslek hayatına birinin diğerinin desteğiyle, tavsiyesiyle, aracılığıyla girmiş olan işşverenlerin yada insan kaynakları yöneticileri yada alakadar kişilerin umrunda bile olmayacaktır.
iş görüşmelerinde karşımda görüdüğüm manzara beni çoğu zaman sinirlendirip üzmekten ziyade güldürüyor. Sizi işe almaya çalışan kişinin size sorduğu soruları dinledikçe bu kişinin hangi ülkede işveren olduğunun farkında olmadığını görüyorsunuz. Karşınızda işe alım husunda bir amerikalı uzmanın yazmış olduğu ilkeleri teker teker uygulamaya çalışan bir varlık var. Ne sizin durumunuzu anlamaya çalışıyor. Ne sizi gerçekteen tanımaya çalışıyor. Bir prosedürü takip edercesine size sorularr yöneltiyolar. Bana göre yapmaya çalıştıkları tek şey iş yapıyor görünmek. Zaten insan kaynakları yada işe alımdan sorumlu kişilerin yaptıkları da bu. Çünkü başka işleri yok. işe başvuranlarla görüşmek. günlük kotalarını dolduruyorlar. zaten şirketlerinin aranan personel açığını bir günde kapatsalar. onlara ihtiyaç kalmıyor. Bu ülkede insanların %90 ı insan olaraak yaşayabilmek için ihtiyaçları olan parayı kazanabilmek için iş ararlar. Zevk olsun diye değil. Profesyonel kılıfa sokulmuş testlere tabi tutmak son derece aptalca.
Bir insan iş görüşmesine takım elbiseyle geliyorsa, bundan bu adam fazla sosyaldir yada asosyel değildir, memur tiptir gibi düşünceye kapılmak külliyen ön yargıdır. iş görüşmesine karşındakine saygı duyduğunu belirtmeye çalışmak suçsa ozaman o işyeri zaten medeniyetten yoksundur. Ama takım elbise giymeden kendince rahat bir kıyafetle giden yada mecur olduğu için bu şekilde görüşmeye giden birisi de asosyaldir, bu adam uzun saatler çalışır gibi bir düşünceye kapılmakta önyargıdır.
9 da işe gelip 6 da ayrılmak yeterince konsantre olamama beliritisi değildir. Bu da ön yargı. Bir insanın yaptığı işi görmeden atıp tutmak sadece. Ben monitöre hiç bakmadan, uzman bir programcının 10 saatte yazabileceği kodu hatasız 1 saatte yazabilen insan tanıyorum. işini çabuk yapıp eken ayrılan birini direk yaragılamaya çalışmak acemice önyargıdır.
insanlara sosyal olma,nefes alma yada insan olduklarını hatrama fırsatı verilmezse, bir gün ofisin ortasında silahı çekip rastgele sağa sola tetik düşürdüğü zaman, çığlık atmaya başlarsınız. Aşırı odaklanmaya çalışmak çoğu zaman en basit çözmleri bile gözden kaçırmaya nedenolur. Bu dediğimi ancak tecrübe etmiş biri anlayabilir zaten.
Bir insanı iş görüşmesi sırasında değil de 1-2 aylık çalışma ortamında test etmeniz daha akıllıca bence. ancak ozaman aradığınız sonuclara ulaşırsınız.
karşınızdaki istihbarat ajanı olmaya çalışan bir aday değilki onu teste tabi tutuyorsunuz. Bu konuda lütfen saçmalamayı kesin.
İş görüşmesinde size başvuran biriyle gürüşürken, 3-5 saniye durup kendinizi o insanın yerine koymaya çalın. Siz nasıl başladınız.
Eğer ille de yok olmaz, işyeri benim istediğimi alırım istediğimi almam diyorsanınz, ozaman şunu düşünün, bu ülkede insanları terörist yapıp dağlara gönderen, gaspçı/hırsız/soyguncu yapıp masumun canına malına kast ettiren, aç bırakıp sokak köşelerinde ölüme terk ettiren, çaresiz bırakıp SUÇ işlettiren nedenlerden biri de sizin bir insana kapıyı kapatmanızdır.
Hatırlatırım. Biz türk gençerli halen ülkemiz için gerçekten birşeyler hevesli iken, içimizdeki ateşi söndürmeye çalışmayın.
Not : Paralı bir üniversiteden mezun değilim ancak bu haksızlığa bir iki kelime edemeden geçemeyeceğim. Nice paralı üniversite mezunları gördüm iş hayatında kurtarıcı oldular aynı şekilde nice parasız üniversite mezunları gördüm daha bir methodu bile adam gibi yazamıyorlar. Bu şekilde belli bir gruba ön yargılı yaklaşmak ve insanları yönlendirmek büyük bir saygısızlık ve haksızlıktır. Yapılan araştırmalara göre iş dünyasındaki başarıyla okul hayatındaki başarı arasında hiç bir orantı bulunamamıştır. Gerçi siz fırınınıza oduncu arıyordunuz dimi unutmuşum :)
This post has 1 feedback awaiting moderation...